erbiltusalp.jpg (3542 bytes) MULTIMEDIA RELEASE
    mmrcam.gif (1010 bytes) mmrvtr.gif (974 bytes) mmrexc.gif (1187 bytes)
Bozkurtlar kitabının yazarı Erbil Tuşalp:
Sorulacak öyle çok soru var ki!..
Türkiye'nin yakın tarihine damgasını vuran bir siyasi hareketin geçmişini ve bugününü konu alan Bozkurtlar "töreden partiye" yayınlandı.

Donkişot Yayınları'ndan çıkan bu 'beklenen' kitap ile ilgili sorulara Erbil Tuşalp, kendi soruları ile yanıt verdi...

1985 yılından buyana yazdığınız kitaplar ile yakaladığınız çizgi, son kitabınız Bozkurtlar "töreden partiye" isimli çalışmanızda aynen sürüyor. Yayınlanan kitapları kadar yayınlanmayı bekleyen çalışmaları olan bir yazar olarak tanınmanıza karşın, bu kitap için neden bu kadar beklediniz?

Tuşalp - Evet çok bekledi.Ama ben beklemedim. Kitap bekledi. Masamda yayınlanmayı bekleyenler de var.Bu kitabım için şimdi fırsat çıktı. Fırsat diyorum. Çünkü yayın dünyamızın saygın yayınevlerinden dosyam koltuğumda bir çok kez geri döndüm. Kimi hükümet ilişkisi dedi, kimi korktu.İnanması güç ama kimi yayınevlerinin yönetiminde kitabın özneleriyle karşılaştım.Sonunda yayınlanma süreci de ayrı bir öykü olan kitap Donkişot Yayınları'ndan çıktı. Bu anlamda benim de beklediğim bir kitap oldu. 'Beklenen' bir kitap olup olmadığını birlikte göreceğiz.

Satır aralarında beklenenden fazlasına rastlamak mümkün?

Tuşalp - Beklenenden fazlası derken yazılmayan/yazılamayan toplumsal ve siyasal gerçeklerimizden söz ediyorsanız haklısınız.Bu kitapta belleklerden silinmek istenen kirli bir tarihin örgüsü sorgulanıyor çünkü. Kirli tarih yazmak her zaman güçlükler içerir bilirsiniz. Yasakla, yalanla donatılmış bir örgüyle oluşan bir dokumaya el atmak zor. Dokumanın geleneği,örgütü, bakanı, milletvekili, militanı ve de en önemlisi kan döken can alan eylemleri varsa, zorluk kimi zaman tehlikeye dönüşüyor.

Nasıl bir tehlike?

Tuşalp - Korku ve kuşku ile dokunan bu örgünün, örneğin "faili meçhul bir siyasi cinayet soruşturması" ya da "bir trafik kazası" gibi elde olmayan nedenlerle ilmiği kaçınca doğal olarak tehlike sınırına giriyorsunuz. Ortada siyasal karşıtlarına karşı sürek avı düzenleyen devletin silahlı bir gücünün yasaklı tarihi varsa, tehlike de kaçınılmazlaşıyor. Örgünün soğuk savaştan esinlenen modeli, silahları, ruhsatları, yeşilli kırmızılı pasaportları, devlet ve siyaset adamları, asker ve sivil bürokratları, polisleri, ajanları ve kan dökmeye can almaya devam eden yeraltının karanlık adamları var. Bunların her biri korku ve tehlike kaynağı. Bu kitap ayrıca o cephede, yani Ülkücü Bozkurtların cephesinde değişen hiçbir şey olmadığını ama, bize değişti diye dayatılmasının nedenlerini de sorguluyor.

Kitabın sunuşunda salt ideolojiyi değil eylemi de sorgulamak diye bir yaklaşımdan söz ediyorsunuz?

Tuşalp - Evet özellikle MHP ve Ülkücü hareket için yazıp çizenler, her nedense bunu yapmıyor. Sonuçta kamuoyu geçmişi olmayan yeni ve hatta modern ve de siyasetin merkezine aday bir siyasi hareketi okuyor, ezberliyor. Büyük bir dayatmayla belleklere kazınan bir tarih ezberi bu. Bu ezberi bozmak için bence, salt ideolojinin değil, eylemin de sorgulanması gerekiyor. Bir başka deyişle ben bu çalışmamda "eylemi" büyük bir özenle "söylemden" ayrı tutanları aynaya baktırmayı amaçladım. Bu kitap bence, her şeyden önce, bugün boğuştuğumuz sorunların kaynağı olan son otuz yılın toplumsal ve siyasal olaylarıyla ilgili bir sentez özelliği taşıyor. Kitapta tek tek olaylara dönük analizlerin sığlığını aşmaya çalıştım. Bozkurtlar'a neden sonuç ilişkisini değişik bir üslupla senteze yönelten belgesel bir çalışma da denilebilir diye düşünüyorum. Analiz değil sentez yani.

Önceki kitaplarınıza göz attığımızda bu konunun yeni olmamakla beraber ilk
kez müstakil olarak ele alındığını dikkat çekiyor...?

Tuşalp - İktidara gelen her partiye değişti demek bir alışkanlık oldu.İktidardaki MHP'nin nasıl değişip/dönüştüğü konusu elbette araştırılıp soruşturulmalıydı. Sorun siyaset bilimcilerinin, toplum bilimcilerinin, devlet ve siyaset adamlarının ilgi alanına girmeliydi. Sorular sorulmalıydı, sorulmadı/sorulamadı. Her şey herkesin gözü önünde yaşandı/yaşanıyor ama bu nasıl değişim sorusu sorulmuyor. Soru sormak için geç kalınmış değil. Ancak bir tek soru ve bu bir tek sorunun yanıtı çok önemli. Ne yönde değişirse değişsin, ne ölçüde dönüşürse dönüşsün en küçüğünden en büyüğüne kadar Ülkücü Bozkurtların Susurluk çetesi içindeki konumları mutlak sorgulanmalı. "Ülkücüler çetenin neresinde?" sorusu mutlaka sorulmalı, sorunun yanıtı mutlaka aranmalı. Perde aralanmalı, hiç kimsenin kendi geçmişini satın alacak kadar zengin olmadığı gerçeği bir kez daha anlaşılmalı. Irkçılığın ve milliyetçiliğin şiddetin ayrılmaz bir parçası olduğunu öğrenmek için, yeni bedeller ödememek için sorulmalı. Bu kitap bunun için yazıldı.

Irkçılığın ve milliyetçiliğin şiddetin ayrılmaz bir parçası olduğunu bir kez daha anımsatmak amacıyla yazdığınız bu kitapta, şimdiye dek yanıtlanmayan bir çok sorunun karşılığı var?

Tuşalp - Bozkurtlar "töreden partiye" ile hep birlikte yaşadığımızı bir dönemin 400 sayfalık uzun bir hikayesini yazdım.Ödediğimiz bedelleri düşünürsek, bir anlamda bizim de tarihimiz bu. Ödenen bunca bedelden sonra insan onuruna yakışan bir hayata ulaşmanın belki de tek yolu, dünün be bugünün gerçeklerine sımsıkı sarılmaktan, hiçbir zaman unutmamaktan, her zaman anımsamaktan geçiyor. Kim ne derse desin belleksiz yaşanmıyor. Belleklerimizi tazelemek için hemen akla gelen bir kaç soruyu sıralayacak
olursak...

19 Nisan 1999 seçimlerinden birkaç gün sonra Rahşan Ecevit'in olası koalisyon ortağı partiyi "can yakıp/can almakla" suçlayan ünlü konuşmasını niçin yaptı, hiç düşündünüz mü? 1970'lerin ortalarında solcu gençlere "asıl onlar faşist.." diyen Ecevit 1990'ların sonunda MHP'li ülkücülerle nasıl ortak oldu, biliyor musunuz? 57. hükümet kurulmadan önce Ecevit'lerin önüne konan dosyada neler vardı, merak etmez misiniz?

Sorular daha çok son dönemle mi sınırlı?

Tuşalp - Hayır 1940'lı yıllardan başlayıp 1960,1971 ve 1980 ara dönemlerine uzanan bir sürecin soruları var. Orduyu darbecilikle suçlayan bir başka darbenin simgesi Albay Türkeş partililerin karıştığı siyasi cinayetler için gerçekten ne dediğini ben çok uzun süre merak etmiştim. Türkeş'in "Demirel umursamadı" dediği cinayet neyi anlatıyor, merak etmez misiniz?

Ya da bir başka soru: 1940'lı yıllarda Alman Dışişleri Belgelerine " bize yakın Türkler" olarak adı geçenler arasında kimler vardı? Türkeş'in TBMM Başkanlığına ve Başbakan Yardımcılığına yükselen iki arkadaşı onun için ne yaptı? Sorular da yanıtlar da çok çarpıcı.Örneğin Türkeş'in Amerikan yanlılığı için ABD Büyükelçisi'nin ne dediğini hiç düşündünüz mü?

Bu bilgilere belgelere nasıl ulaştınız?

Tuşalp - İnanmayacaksınız ama okuyarak. Hepsi bir yerlerde yazılmış ve yayınlanmış. Gizli kapaklı değil, demir kasalarda saklı değil.Bir kısmı gazetecilik ürünü. Örneğin Turhan Aytül hazırladığı bir yazı dizisinde Sansaryan Hanın tabutluklarında sorgulanan Türkeş'in orduda etnik temizlik planından söz ediyor. Okumanın zorluğuna katlanırsanız buluyorsunuz. Kısaca soruyu soran, yanıtını da buluyor. MHP'deki değişimi Alpaslan Türkeş mi, Devlet Bahçeli mi başlattı? Devlet Bahçeli Türkeş'in başlattığı değişimin ürünü mü? Muhsin Yazıcıoğlu ve Muharrem Şemşek Türkeş'ten hangi nedenle koptular? Bu soruların yanıtı önemli. Zor olan yanıtı bulmak değil. Zor olan örneğin "1980 öncesi MHP'ni yönetimine sızan ajanlar kimlerdi? sorunu sormak. Akılma gelen birkaç soruyu sıralayayım isterseniz:

Ülkücü hareket 70'li yıllar boyunca devlet desteğiyle akıl almaz bir hızla nasıl güçlendi? 70'li yılların sonunda "devlet güçlerine yardımcı güçler" örtüsünün altında kimi zaman "resmi/nizami" kimi zaman "gayri resmi/ gayri nizami" nasıl silahlı örgütlü güç oldu?
Soğuk savaşın doruğa çıktığı 1950'li yılların ardından tüm Batı Avrupa ülkelerinde yeraltında oluşturulan antikomünist paramiliter örgütlenmenin Türkiye'deki temel insan kaynağı onlar değil miydi? Alpaslan Türkeş için istihbarat örgütüne rapor hazırlayanlar daha sonra nasıl oldu da "bu vatan için kurşun atan kahramanlar " oldu? MHP siyasi tarihin en kapsamlı ihbarını kim için yaptı? 1 Mayıs kırımın'dan Maraş kıyımına, Abdi İpekçi'den Uğur Mumcu'ya uzanan siyasi cinayetlerde adı geçen MHP'li Bozkurtlar kimler? MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası soruşturmasını saptıran Milli Güvenlik Konseyi üyesi, sıkıyönetim komutanı kimdi? Alpaslan Türkeş'e "İktidara gelince ilk işim seni cezaevinden çıkarmak olacak" diye mektup yazan devlet ve siyaset adamı kimdi?

Koruyorlar ve kullanıyorlar yani?

Tuşalp - Hem de nasıl.Yeri geldiğinde mafya adına silahlarına davranıp "çek-senet tahsilatı" yapanlar, yeri geldiğinde "kara para" aklayanlar sonradan bildiğiniz gibi kahraman sayılması korunmayı da kullanmayı da anlatmıyor mu? "Bir ya da birden fazla yabancı gizli servis adına çalışan ülkücü Bozkurtlar kimlerdi?", sorusunun yanıtını sanırın siz de merak edersiniz. Bir CIA ajanı olan Ruzi Nazar'ın hangi MHP'lilerle ilişkisi vardı? CIA ajanı Frank Terpil'in silah sattığı MHP Genel İdare Kurulu üyesi kimdi? İtalyan gladiosundan Licio Gelli "İtalyan Gladiocularla Türk ülkücülerin hangi haberalma örgütünün güdümünde çalıştığını söyledi? Ve benzeri onlarca soru var yanıt bekleyen.

Sorun bence soru sorabilmekte.Olayı gazeteci duyarlığıyla izliyorsanız , alacak verecek hesabınız yoksa soru sorabilirsiniz. Örneğin "Susurluk'tan sonra Haluk Kırcı'dan Muhsin Yazıcıoğlu'na, İbrahim Çiftçi'ye, Can Özbay'a, Yaşar Yıldırım'a kadar herkes niçin "kullanılmış olmaktan" yakındı?" sorusunu sormak için özel bir zeka gerekmiyor.
Ya da "Devlet Bahçeli'den Ramiz Ongun'a, Abdullah Çatlı'dan, Muhsin Yazıcıoğlu'na, İbrahim Çiftçi'ye, Haluk Kırcı'ya kadar uzanan lider kadronun katıldığı eylemler neler?" diye sormak çok mu zor? Eğer gerçekten bir değişti değişmedi tartışması varsa önce şu sorular sorulmalı:

MHP ve ülkücü hareket sağın öteki partileriyle nasıl bir ilişki içinde? İlk çengeli kim ne zaman attı? Meral Akşener'den Mehmet Ağar'a, Ayvaz Gökdemir'den, Celal Adan'a, İsmail Köse'den Bekir Aksoy'a ülkücü uc beyleri hangi partiye nasıl sızdı?

Bozkurtlar "töreden partiye" bütün bu soruların yanıtlarını açıklıkla orta
koyuyor mu?

Tuşalp - Sorunuzu yanıtlamadan daha çok soru var diyeceğim:Örneğin 1999 ilkbaharında TBMM'ne gelen MHP'li ülkücülerden Mehmet Gül, sol görüşlü Cezmi Yılmaz ve Halit Pelitözü cinayetinin yanında bomba atmaktan, adam kurşunlamaya, banka soymaya kadar bir çok eylemle suçlanan dönemin ünlü bir militanı değil miydi? Artık kamuoyunun tanımaya başladığı bu Mehmet Gül'ün yaşam öyküsünün , yargılama süreçlerinin bilinmesi gerekmez mi? Hangi komando kampında yetişti, ilk silahlı eylemi ne,siyasi karşıtlaarını öldürdü mü, nasıl yargılandı, nasıl aklandı bilinmesi gerekmez mi?
Cezmi Yılmaz ve Halit Pelitözü cinayetinin yargılama belgelerinde "cinayetin işlenmesine olumlu bakan" MHP'nin İstanbul milletvekili kim, önemli değil mi?

Her bir soru ve ilgili belge, gazetelerin ilk sayfasında manşet olacak türden ama şimdi kimse anımsamıyor bunları?

Tuşalp - Bir gazetenin ister manşetinden ister son sayfasında yer alsın yakın tarihimizde mutlak anımsanması gereken bir çok olay var. Ama siyaset unutmak üzere kurgulandığından anımsanmıyor. Nasıl unutulur? Unutmaya hakkımız var mı? Unutturmaya hakları var mı?

"Kanımız aksa da zafer İslamın" sloganlarıyla 111 yurttaşın hunharca öldürüldüğü Kahramanmaraş kırımı MHP'li ülkücülerce gerçekleştirilen en vahşi eylemlerden biri olmadı mı? Maraş davası belgeleri arasına girmeyen İçişleri Bakanlığı'nın bir raporuna göre MHP'li ülkücülerin ünlü ölüm makinaları olaydan kısa bir süre önce kentte değil miydi? Haluk Kırcı, Ahmet Ercüment Gedikli, Ünal Osmanağaoğlu, Bünyamin Adanalı, Mustafa Korkmaz, Hüseyin Yıldız, Mustafa Özmen, Mustafa Dülger, Mustafa Demir, Remzi Çayır, İsmail Ufuk, Mehmet Gürses, Hayri Kuşçu ve Tuncay Terekli kıyımdan/kırımdan hemen sonra kentten ayrılmamış mıydı? Bu nasıl unutulur?

Gazetecilerin unutma hakkı olmadığı kendi acıları da var?

Tuşalp - Evet, Abdi Beyin, sevgili Uğur Mumcu'nun öldürülmeleri gibi. Her anımsandığında utanılması gereken bir bellek yitimi. Abdi İpekçi'nin öldürülmesi olayına adı karışanlar cinayetten 20 yıl sonra değiştiklerini söylenen MHP'li ülkücüler değil miydi? MHP'li ülkücülerin değişip dönüştüğünü söyleyen Bülent Ecevit bir zamanlar Abdi İpekçi'yle aynı gazetede çalışan Bülent Ecevit değil mi? Ağca'nın yanına süreç içinde "cinayete azmettirici olarak" Mehmet Şener'in adı eklenmedi mi? Oral Çelik, Yavuz Çaylan, Yalçın Özbey cinayet suçlamasından kurtulabildi mi? Ağca'nın Maltepe Askeri Cezaevinden kaçırılmasına adı karışanlar arasında Çatlı, Çelik ve Mehmet
Şener yok muydu? Hasan Hüseyin Şener ve Bünyamin Yılmaz adlarını unutturmayı nasıl başardı? Ağca'nın İran'a gönderilmesine yardımcı olan Timur Selçuk DYP'den milletvekili adayı olmadı mı? Malatya'da sol görüşlü felsefe öğretmen Nevzat Yıldırım'ın öldürülmesinde ünlü ülkücü Oral Çelik'in yanında, Hamit Kökenç, Bedri Ateş, Fahri Yüksel, Doğan Sarı ve Nazmi Poyraz'ın da rolü yok muydu? Oral Çelik'in birlikte adam öldürdüğü Fahri Yüksel'i Malatya milletvekili olarak meclise göndermek için elinden geleni yapmadı mı? Çelik'in milletvekili olmadı mı? Kitapta daha onlarca soru var. Yanıtları da...

Verdiğiniz örneklerden yola çıkarsak, kitabınızda tanınmış isimlere de sık sık rastlanacak anlaşılan?

Tuşalp - Bir kaç soru sorunuzun yanıtı olabilir sanıyorum.Türkiye'nin kanlı tarihinden adını sildirmeyi başaran Ülkücü Gençlik Derneği İstanbul İl Başkanı Recep Öztürk İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof.Ümit Doğanay ile İktisat Fakültesi sosyoloji Kürsüsü Başkanı Prof. Cavit Orhan Tütengil'in öldürülmelerinde kilit isimlerden biri değil miydi?

Yılma Durak'a Tütengil'i öldürdüğünü söyleyen Recep Öztürk'ü sevkedildiği İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı savcılığından nasıl salıverildi?

Recep Öztürk "ülkücü miltanların eğitilmesi, eylemlerinin yönlendirilmesi, eylemden sonra korunmaları" gibi konularda Yılma Durak'ın başkanlığında Orhan Çakıroğlu, Celal Adan, Mustafa Verkaya'dan oluşan bir komitede çalışmadı mı?

Prof. Ümit Doğanay'ın katilleri arasında adları açıklanan Türk İntikam Tugayı (TİT) Adana bölge sorumlularından Ali Bülent Orkan ve Erol Türkmen aynı zamanda Ankara'daki Piyongotepe'de yaşanan katliamın da sanıkları olmadı mı?

Nurullah Ağansoy'un itiraflarında MHP'nin Özel Eylem Grubu militanları
arasında Ahmet Sefa Kırlı ve Cihat Sever'in adları yok muydu?

Ülkücü Lokman Kondakçı Özel Eylem Grubu için " Onlar Alpaslan Türkeş'in
iradesi dışındadır" demedi mi? Ve bunca sorudan sonra, bunların toplumsal ve siyasal yaşamımızda hiç önemi yok mu , diye sormak gerekmiyor mu?

Sorularınız ile özetlediğiniz Bozkurtlar "töreden partiye" içinde önemli bir bölüm de uyuşturucu konusuna ayrılıyor...

Tuşalp - Siyasetin finansmanında uyuşturucunun önemi yadsınamıyor ne yazık ki. Mehmet Ali Ağca, Ömer Bağcı, Oral Çelik, Yalçın Özbey, Abdullah Çatlı, Feridun Akkuzu, Samet Aslan gibi ülkücülerin yeraltıyla ilişkileri çok önceye dayanıyor. Mehmet Ali Ağca ve Yalçın Özbey yer altı dünyasının ünlülerinden Abuzer Uğurlu'yla ilişkileri yok muydu? Çatlı, Çelik, Şener, Aslan, Bağcı başta olmak üzere bu takımın büyük kısmı suikastten kısa süre sonra Avrupa uyuşturucu trafiğine girmedi mi? Örneğin Şener, Çatlı ve Çelik Zürich'te iş üzerinde yakalanmadı mı? Üç kilo eroinle yakalanıp Basel'de yargılananlar yine onlar değil miydi? Yargılama dosyasında Abdullah Çatlı, Hasan Hüseyin Şener, Oral Çelik, Nuri Aydın, Mehmet Şener, Mehmet Bülbül, Fuat Koçal, Şeref Benli, Nevzat Bilecen, Rıfkı Arda, Necmettin Sönmezcan, Yahya Demirel ve Guidio Lentini'nin adları yer almadı mı?

Çok farklı ilişkileri belgelere dayanarak derlediğiniz Bozkurtlar "töreden partiye" kitabı...

Tuşalp - İzin verirseniz son bir kaç soruyu daha sıralayarak sohtemize nokta koyalım.Yasadışı işlerden para kazanmaya başlayan Ülkücü Bozkurtlar Türkiye'deki ağabeylerine kredi vermeye başlamadılar mı? Ankara Oteli'nin lobisinde MHP'li avukat Kürşat Özkan tarafından öldürülen Niyazi Adıgüzel, Mevlut Işık ve Davut Çelik MHP'li ülkücü değil miydi? Adıgüzel öldürülmeden bir hafta önce Musa Serdar Çelebi'yle ne konuştu? Musa Serdar Çelebi MHP Hatay milletvekili Mehmet Şandır'ın iş ortağı değil mi? Çelebi ve Şandır'ın öteki ortaklarından biri Yılma Durak mı? Onlarca yüzlerce soru yanıt bekliyor.

Onlar ister parti üyesi, ister sempatizan, ister militan olsunlar, siyasal karşıtlara yaşam hakkı tanımamak için tetiğe dokunmanın siyaset olduğuna inandırılmadılar mı? Bu isimlerden biri MHP Ankara milletvekili Şevkat Sefa Çetin değil mi? "Balgat katliamını planlayan Ethem Kıskıs değil, Şevkat Çetin'dir" diyen MHP Hukuk Masası Şefi Ali Yurtaslan katliamın amacını "Müslüman halkı komünistlere karşı kışkırtmak" olduğunu söylemedi mi?Şevkat Çetin partinin tetikçilerinden İsa Armağan'ı, İbrahim Çiftçi'yi cezaevinde ziyaret etmedi mi? "Kahramanmaraş ile Genel Merkez arasında" telefon irtibatı sağlamadı mı? Telefonun bir ucundan "Maraş'ta cihadın başladığını ülküdaşların bu işi inşallah başaracağını" söyleyenler arasında Şevkat Çetin,Burhan Kavuncu yok muydu?

Türkiye'nin kanlı yakın tarihine yaptıkları katkılar Susurluk'ta yol ortasına dökülünce Şevkat Çetin "Siyasiler asabımızı bozmasın bütün ilişkileri açıklarız " demedi mi? Aynı tehdit bazı gazete ve televizyon patronlarına bazı gazeteci ve televizyoncular için yapılmadı mı?

Bu tabloda yer alanların değişemeyeceğini mi söylemek istiyorsunuz?

Tuşalp - Hayır. Değişimin değişmeyen tek şey olduğuna yürekten inanıyorum. Ama "biz değişmedik.." diyenlere israrla "siz değiştiniz" denmesini anlamakta güçlük çekiyorum. Kanlı bir döneme dolaylı/dolaysız katılan nice acı ve gözyaşına neden olan eylemlere imza atan daha onlarca Ülkücü Bozkurt, hiçbir şey olamamış gibi ulusal egemenliğin temsilcileri olarak TBMM'nin sıralarında oturuyorsa, orada ciddi bir siyasi sorun vardır.

Yakındı bir tehlikeydi. Kutsal devletçilerin ya da bir başka deyişle Susurluk'ta ortaya çıkan çeteçilerin ülke yönetimine el koymasına ramak kalmıştı.Bakın dikkat edin; başkası değil, bu ülkenin Adalet Bakanı "Mafyanın boyutu tehlikeden de öte. Susurlukla ortaya çıkan mafya çeteleri, kendi düşüncelerine göre devlet kurmak istiyorlar" demedi mi? Çok değil bir iki yıl önce ayrılıkçıları ve şeriatcıları öncelikli tehdit unsuru olarak gösteren Milli Güvenlik Kurulu bunları da tehdit unsuru
saymadı mı?

Son söz yine bir soru olamalı diye düşünüyorum. Mazlumun zalimin insafına terkedildiği bu iklimde, öyle sanıldığı gibi herkesin her şeyi kolayca unutmadığı bilinmiyor mu? Geleceği unutmayanların kuracağı bilinmiyor mu?

ASSOCIATED EDITORS
editor@turkkusu.com
Kodaman Sokak, 1/3 Nişantaşı 80220 İstanbul
Telefon: +9 (0212) 225 72 48
SANAL HABER MERKEZİ
newsdesk@milimetre.com

Milimetre Sınırsız Yazılım Çözümleri
Telefon: +9 (0212) 219 52 62 (PBX)